"Enter"a basıp içeriğe geçin

İsrail-Gazze Savaşı Ekseninde Hindistan ve İsrail İlişkilerine Yeniden Bakış

İsrail-Gazze savaşının ardından Hindistan-İsrail ilişkileri yeniden dikkat çekti. Zira Ekim 2023 tarihinde BM’de yapılan ateşkes oylamasında oy kullanmayan tek Asyalı ülke Hindistan’dı. Savaşın başlamasının ardından İsrail’e desteğini hızla açıklayan Hindistan Başbakanı Modi’nin sosyal medyadaki İsrail’e açık desteğini gösteren sözleri, Hindistan’ın Filistin yanlısı duruşunun büyük ölçüde değiştiği yorumlarının yapılmasına neden oldu. Hindistan’ın Filistin konusundaki bu U dönüşünün arkasında elbette ki İsrail ile olan yakın ilişkilerinin olduğu düşünülse de gözden kaçırılan önemli noktalar bulunmaktadır. Bu bağlamda büyük resmi yakalamak için bazı soruların cevaplanması gerekmektedir.

Hindistan Dış Politikası ve İsrail

Öncelikle sorulması gereken ilk soru, Hindistan’ın dış politikasının bağımsızlıktan bugüne kadar değişip değişmediğidir. Hindistan’ın İsrail ile olan ilişkilerindeki değişen seyrin anlaşılması için bu meseleyi anlamak elzemdir. Doksanlı yıllara kadar Hindistan dış politikası Bağlantısız bir duruşu benimsedi. 3. Dünya ülkelerinin liderliğini yapan Hindistan, çift kutuplu dünya düzeninde bir taraf seçmedi, fakat Sovyetler ile olan yakınlığı ikinci kutup başı ABD’yi her zaman rahatsız etti. Doksanlarda Sovyetlerin yıkılması ile Hindistan, ABD’nin baskısına kayıtsız kalamadı ve Batı ile yakınlaşma sürecine girdi. Özellikle bu dönemde ülkenin ekonomik olarak yaşadığı ciddi sıkıntılar da dış ekonomik liberalleşme sürecini tetikledi. Hem iç hem dışta paralel olarak yaşanan yeni gelişmeler, Hindistan’ın Bağlantısızlık politikasını revize etmesine neden oldu. Birçok akademisyen ve analist bu revizyon sürecini, değişim olarak yorumladı. Ancak aslında olan, Hindistan’ın yeni uluslararası düzene “uyumlanma” çabasıydı.

Hindistan’ın bu uyumlanma çabasının en dikkat çeken hamlelerinden birisi de İsrail ile yakınlaşması oldu. Sovyetlerin dağılmasının ardından, tek kutuplu bir düzen ortaya çıktığı için Hindistan’ın başta ABD olmak üzere Batı ile yakınlaşmasını eski global dinamikler bağlamında yorumlamak doğru olmayacaktır. Dolayısıyla, Hindistan yeni uluslararası yapıda Bağlantısızlık politikasını Çoklu-Bağlantı kurma stratejisine çevirdi. Hindistan’ın Batı Asya (Ortadoğu) ile ilişkilerinin odak noktası Arap ülkelerinden İsrail’e doğru kaydı. İkili ilişkilerin gelişmesinde ABD’deki lobicilik faaliyetleri de önemli bir rol oynadı. Diğer yandan, bu iki ülkenin yakınlaşmasında ABD’nin rolünü göz ardı etmemek gerekir. Zira ABD için hem Ortadoğu hem de Uzakdoğu’da Hindistan adeta bir çıkış kapısı görevi görüyor.

Hindistan-İsrail İlişkileri

Cevaplanması gereken ikinci bir soru ise Hindistan’ı İsrail’e yakınlaştıran dinamiklerin neler olduğudur. Hindistan’ın Filistin’e olan desteği, Hint Müslümanlarının etkisi, Bağlantısızlık politikası, Pakistan faktörü, Sovyetler ile olan yakınlık, Keşmir meselesi ve Arap devletlerine olan ekonomik bağımlılık gibi konular Yeni Delhi’nin İsrail ile olan ilişkilerini şekillendiren temel unsurlardı. Hindistan, 1950 yılında İsrail’i tanısa da büyükelçi göndermedi. Soğuk Savaş sonrası İsrail ile ilişkilerinin ivme kazanışına kadar da Hindistan, Filistin yanlısı bir dış politika izledi. 1920’li yıllarda Hilâfetin korunmak istenmesi, Hint-Arap ilişkilerini yakınlaştırdı. Ayrıca sömürgecilik karşıtı duruş da bu yakınlaşmayı besledi. Mahatma Gandhi ve Jawaharlal Nehru, Siyonizm’i Filistin’de İsrail devleti kurulmasını sağlayan bir ideoloji olarak gördü. 1974’te Hindistan, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olarak tanıyan ilk Arap olmayan devlet oldu. 1988’de Filistin Devleti’ni tanıyan ilk ülkelerdendi. 1996’da Gazze’de bir temsilcilik açtı, daha sonra İsrail işgali altındaki Batı Şeria’daki Ramallah’a taşındı. İsrail-Filistin meselesinde ise Hindistan, iki devletli çözümü destekledi.

Ancak Sovyetlerin çöküşüyle birlikte değişen uluslararası konjonktür, Çin’i İsrail’e yakınlaştırdı. Bu bağlamda Hindistan’ın İsrail ile ilişkileri 1992 yılında, Çin’in İsrail hamlesinin hemen ardından değişmeye başladı. Hindistan’ın İsrail ile yakınlaşmasında, Arap ülkeleri ile olan ilişkilerinin seyri de etkili oldu. 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında Hindistan, Arapları desteklemesine rağmen, 1962 Hint-Çin Savaşı, 1965 Hint-Pakistan Savaşı, 1969’da İslam Zirvesi Konferansı’nın (İslam İşbirliği Teşkilatı) Hindistan’a yaptığı resmi delegasyon davetini iptal etmesi, 1971 Bangladeş Savaşı gibi birçok konuda Yeni Delhi, Araplardan aradığı desteği bulamadı. Öte yandan İsrail, Hindistan’ı Keşmir meselesinde ve Pakistan ile olan savaşlarında destekledi.

Aralık 1991’de Siyonizm’in ırkçılık olarak görülmemesi yasasını kabul eden Hindistan, bu hareketine karşılık herhangi bir olumsuz tepki almayınca diplomat değişimi yaptı. 2003 yılında Ariel Sharon, Hindistan’ı ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu. Bu dönemde İsrail, Hindistan’ın Rusya’dan sonra ikinci büyük silah tedarikçisiydi. 2017 yılında ise Hindistan, ilk resmi ziyaretini Başbakan Modi ile gerçekleştirdi. Bununla birlikte Hindistan’ın İsrail’e verdiği destek büyük ölçüde reelpolitik bağlamda yorumlanmalıdır. Zira İsrail, insansız hava araçları, radarlar ve füze sistemleri de dahil olmak üzere Hindistan’ın en büyük silah tedarikçisidir. İki ülke teknoloji ve inovasyon gibi sektörlerde ortak savunma AR-GE projeleri üzerinde işbirliği yaptı. Özellikle Hint menşeili yazılım şirketlerinin İsrail’deki varlığının artmasıyla ticari bağlar gelişti. Netanyahu ve Modi’nin yakın ilişkisi de iki ülke ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir rol oynuyor.

Hindistan’ın Ekim 2023 İsrail-Gazze savaşında net bir duruş sergilemesi beklenmekle birlikte ülkenin dış politika tarihi bu beklentinin yersiz olduğunu kanıtlamaktadır. ABD’nin Irak, Rusya’nın Ukrayna işgali gibi birçok örnekte Hindistan her daim “nötr” kalmayı tercih etti. Ayrıca taraf alması istenen noktalarda da Hindistan, kendi değer ve çıkarlarını takip etme konusunda tereddüt etmedi. Örneğin 2022 Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde Batı’nın baskısına karşı Hindistan, Rusya ile diplomatik ve ticari ilişkilerini geliştirdi, ticareti ikiye katladı ve yaklaşık %120 oranında artış sağlandı. Batı’nın gönlünü ise Rusya’dan aldığı ham petrolü onlara satarak aldı. İsrail-Gazze savaşında ise Hindistan, açıkça tarafını göstermiş gibi görünse de acil insani ateşkes için BM’de yapılan oylamada çekimser kalmış, Gazze’ye UNRWA’ya yaptığı katkılarla (yıllık 5 milyon ABD doları yardım) insani yardım gönderdi. Aralık ayında yapılan BM oylamasında ise lehte oy kullandı. Hindistan’ın Filistin haklarını destekleme konusunda köklü bir geleneği var. Dolayısıyla Hint hükümetinin Hamas’ı hızla kınayan ülkelerden biri olması ve BM’deki oylamada çekimserliği büyük tepki çekti.

Hinduizm-Yahudilik Benzerliği Yanılsaması

Son soru ise iki ülkenin yakınlaşmasında dinin rolünün ne olduğudur. Hindistan-İsrail ilişkilerinin güçlenmesi, birbirinden oldukça farklı olan Hinduizm ve Yahudilik arasındaki bağlara dair söylemleri beraberinde getirdi. Yahudi bilginlerin Hinduizm’e karşı çok eski zamanlara uzanan mesafeli yaklaşımı, 1960’lı yıllardaki spiritüel hareketlerin ortaya çıkışı ile değişmeye başladı. Söz konusu hareketler, Batı’da Doğu dinlerine olan merakı körükledi. Bu konuda, aynı dönemde Batı’ya giden Hindu gurularının rolü büyüktür. Ayrıca Mira Alfassa, Paul Brunton, Suleyman S. Cohen, Maurice Frydman (Swami Bharatananda olarak da bilinir) ve Abraham Jacob Weintraub (Swami Vijayananda olarak bilinir) Hindu dini hareketlerinde rol oynayan önemli Yahudilerdendir.

1990’lı yıllarda başlayan dinler arası diyalog, her iki dini öğretinin tanınması adına yapılan çalışmaları besledi. Elijah Board of World Religious Leaders ve Religions for Peace gibi dini kuruluşlar, tüm dinlerin liderlerini bir araya getirdi. Hinduizm ve Yahudilik ile ilgili çalışmalar akademik olarak da yürütülüyor. Söz konusu dinler arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapılırken, Journal of Indo-Judaic Studies adlı bir dergi bu özel amaç için akademik çalışmalar yayınlıyor. İsrail ise dünyada Hinduizm ve Hindistan’a giriş derslerine katılan öğrencilerin %90’ından fazlasının Hindistan’ı ziyaret ettiği tek ülkedir.

Öte yandan, Hindistan Yahudiler için her zaman güvenli bir bölge oldu. Bugün hala Mumbai, Cochin, Calcutta gibi Hindistan şehirleri Yahudilerin bulunduğu önemli merkezler arasında. Mesela Mumbai’de, varlıkları 18. yüzyıla dayanan Bene İsrail Yahudileri bulunuyor. Ayrıca Mumbai, 10 adet sinagoga ev sahipliği yapıyor. Yine Hindistan’ın Himachal Pradesh eyaletindeki Yahudilerin yaşadığı Dharamkot köyü “dağların Tel Aviv”i ve Kasol köyü ise “mini İsrail” olarak biliniyor. Tüm bu gelişmelere rağmen, Hinduizm ve Yahudilik arasında anlamlı bir etkileşim olmadı.

Hindistan ve İsrail arasında gelişen siyasal ilişkilerin yanısıra din, bir kamu diplomasisi aracı olarak kullanılıyor. Fakat Hinduizm ve Yahudilik gibi birbirinden oldukça farklı dini inançlar arasında etkileşim bulma çabası, hemen her din arasında bulunabilecek benzer özellikleri sunmaktan öteye geçemiyor. Tüm bunlar dikkate alındığında bahsedilebilecek tek benzerlik, her iki dinden beslenen etnik milliyetçi ajandadır. Dolayısıyla milliyetçi ajandalar adına yapılan sosyo-dini yakınlık iddiaları bu dinlere yalnızca zarar verecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir