"Enter"a basıp içeriğe geçin

HİNDİSTAN’DA COVİD SALGINI 2.0: KRİZ Mİ, FIRSAT MI?

Dünya hâlâ Covid-19 pandemisi ile mücadele etmeye devam ediyor. İnsanların söz konusu virüs ile mücadelesine yeni mutantlarla bir yenisi daha ekleniyor. İngiltere mutantı, Brezilya mutantı, şimdi de Hindistan mutantı… DSÖ en az 17 ülkede Hindistan varyantı olarak adlandırılan yeni bir koronavirüs mutantı tespit edildiğini açıkladı. Hindistan ise ikinci dalgaya sebep olduğu düşünülen yeni Covid-19 varyantının Hindistan mutantı olarak adlandırılmasından oldukça rahatsız. Onun yerine “double mutant” olarak adlandırmayı tercih ediyor. Peki ikinci bir dalga ülkeyi nasıl bir ciddi sağlık krizine soktu?

Öncelikle, veriler Hindistan’da virüsün ikinci dalgada ilk dalgaya göre daha hızlı yayıldığını ve vaka artış oranının ilkine oranla daha düşük olduğunu gösteriyor. Ayrıca ikinci dalga ülke genelini değil Delhi, Mumbai, Lucknow ve Pune gibi önemli şehirler başta olmak üzere sadece 8 eyaleti etkiledi. Uzmanlar, Eylül 2020’deki ilk dalganın ardından Covid vakalarının hızlı düşüşünü Hint halkının doğal bağışıklık sisteminin yüksek olması (gelişmiş ülkelere kıyasla yeterli çevre temizliğinin olmaması, sıtma, tifo ve dang humması gibi hastalıkların sıklıkla görülmesi), ülkenin sıcak iklimi, yüksek genç nüfusu vb. unsurlara bağlamaktaydı. Fakat ikinci dalgada yeni semptomlarla birlikte çocuk ve genç nüfusun daha fazla etkilendiği gözlendi. En önemlisi oksijen, ilaç, hastane ve sağlık çalışanı yetersizliği nedeniyle yaşanan ciddi kriz ikinci dalgaya damgasını vurdu. Delhi’de büyük hastanelerde, beş yıldızlı otellerde bile oksijen tüpü bulunamadı. Hindistan’ın sağlık sektörüne ayırdığı %4’ü hiçbir zaman geçmeyen bütçe sorgulandı. İlaveten ilk dalgada yoksul kesim daha çok etkilenirken, ikinci dalgada orta sınıf ve elitler de onlara dahil oldu. Sağlık ve ekonomi alanında yaşanan kriz sonunda siyasi arenaya da aksetti.

Mesela ülkede oksijen krizi yaşanmasına rağmen siyasiler bunun doğru olmadığını savundu. Sorunun oksijen yetersizliği nedeniyle değil, eyaletler arası lojistik desteğin sağlanamaması yüzünden olduğu belirtildi. Fakat hükümeti yalanlarcasına ikinci dalganın en çok etkilendiği şehirlerden biri olan Delhi’nin siyasi lideri Arvind Kejriwal oksijen krizinin ciddi boyutlara ulaştığını, merkezin acilen Delhi’ye oksijen takviyesi sağlamasını istedi. Bununla beraber Sağlık Bakanı ve şimdiki DSÖ İcra Kurulu Başkanı Harsh Vardhan, Hindistan’ın 2020’ye kıyasla bu yıl Covid-19’a karşı daha iyi hazırladığını açıklamış ve yüksek ölüm sayılarına rağmen %1.11 oranıyla Hindistan’ın dünyada en düşük Covid ölümleri oranına sahip olduğunu dile getirdi. UP eyalet lideri Yogi Adityanahth’ın oksijen kıtlığı konusunda yalan iddialarda bulunan hastanelere karşı harekete geçileceği açıklaması da bu çerçevede oldukça düşündürücüydü. Mevcut yönetim, iktidarın mevcut krizi yönetemediğini düşünen kesimin sosyal medyada başlattığı #Modiİstifa (#ResignModi) kampanyasının kendileri tarafından engellendiğini de kabul etmedi.

Öte yandan ikinci dalga krizinin tahmin edilemez boyutu nedeniyle başta muhalefet partileri olmak üzere bazı kesimlerin eleştiri okları hükümete yöneldi. İktidarın dünyada olup bitenleri izlemekte yetersiz kalması ve virüsün daha şiddetli bir şekilde geri dönebileceği ihtimalinin öngörü ve hazırlığının yapılmaması nedeniyle ikinci dalganın büyük bir krize dönüştüğü dile getirildi. Zira ilk dalganın atlatılmasının ardından Mart aylarının başında Sağlık Bakanı’nın Hindistan’ın koronavirüsü yendiğine dair söylemlerinin ve Ocak ayı itibariyle başlayan aşılama kampanyasının da halkı rehavete düşürdüğü düşünülmektedir. Son aylarda Bengal, Kerala, Assam gibi eyalet seçimleri nedeniyle düzenlenen siyasi mitingler, dini kutlamalar (özellikle 9.1 milyon hacının katıldığı Kumbh Mela), düğünler ve kriket maçları için toplanan büyük kalabalıkların maske ve sosyal mesafe kurallarına uymadığının görüntüleri de bu eleştirileri haklı çıkarmaktadır.

Diğer bir konu ise ülkenin federal sisteminde görülen aksaklıklardı. Bunun en büyük nedeni ise Modi hükümeti tarafından aşırı bir merkezileşme politikasının güdülmesidir. İkinci dalga krizinde bunun en açık örneklerinden birini ise tedarikçiden satın alınan aşıların fiyatlarının merkez ve eyaletlere göre değişmesi teşkil etti. Böylece merkezi hükümet eyaletleri bir bakıma finansal olarak cezalandırıyordu. Dahası, 1 Mayıs itibariyle aşı satışları serbestleştirildi ve aşı ücretlerinde ise devlet denetimi kaldırıldı. Bu durum ise aşıları pahalılaştırırken, milyonlarca yoksulun aşıya ulaşımını engelleyecektir. Ek olarak etkinliği kanıtlanmamış ama oldukça yaygın olarak kullanılan Remdesivir başta olmak üzere Covid ilaçları karaborsaya düştü. Yine sokaklarda yakılan cesetlerin görüntüleri ve köpek krematoryumlarının dahi kullanılması açıklanan ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığını gösterdi. Tüm bunlar, Modi hükümetinin ikinci dalga krizini yönetmedeki başarısızlığını eleştirenler için ciddi olgulardı.

Hint Ordusu’nun kriz dönemine dahil olması da dikkat çekiciydi. Delhi hükümeti, geleneksel olarak devlet işlerinden uzak duran ordudan Covid bakım tesisleri ve yoğun bakım ünitelerini yönetmesini istedi. Bu amaçla emekli ve son iki yılda erken emekli olanlar dahil olmak üzere silahlı güçlerin tüm sağlık çalışanları Covid krizinde görev almak üzere çağırıldı. Sağlık konusu eyaletlerin inisiyatifinde olduğu için şimdilik eyaletler bazında, mevcut durum doğrultusunda tedbirler alındı. Ancak geçen seneki genel kapanmanın büyük bir başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle yeni bir ulusal kapanma kararının alınmayacağı düşünülmektedir.

Dış politika açısından değerlendirirsek, Hindistan aşı diplomasisi izlemiş ve 100’den fazla ülkeye hidroksiklorokin, 80’den fazla ülkeye ise yaklaşık 65 milyon doz aşı sağlamayı başarmıştı. Fakat ikinci dalganın yıkıcı seyri aşı ihracatının durdurulmasına neden oldu. Görece başarılı bir aşı diplomasisi izleyen Hindistan, karşılaştığı büyük sağlık krizi nedeniyle 16 yıl sonra ilk kez dış yardım kabul etmek durumunda kaldı. Ayrıca diğer ülkelerden (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İrlanda, Belçika, Romanya, Lüksemburg, Portekiz, İsveç, Avustralya, Butan, Singapur, Suudi Arabistan, Hong Kong, Tayland, Finlandiya, İsviçre, Norveç, İtalya, BAE gibi) de sağlık ekipmanları tedariği için yardımlar geldi. Tüm bunlar Modi’nin Aatmanirbhar Bharat (kendine yeterlilik) kampanyasının eleştirilmesine, programın gerçekliğinin sorgulanmasına ve hatta siyasi bir milliyetçi söylem olarak yorumlanmasına neden oldu. Zira mevcut durum, “kendine yeten bir Hindistan” çağrıları için ülkenin umulandan çok daha fazla bir yolu olduğunu göstermektedir. Mesela aşı üretiminin bir yandan devam etmesi gerekirken, bu konuda ABD’ye bağımlı durumdadır. Örneğin Hindistan, ABD’nin aşı politikası nedeniyle aşı üretimi için gerekli malzemelere ulaşamamaktadır. Stratejik partner Amerika yardımlar konusunda oldukça çekinceliydi, ABD’deki Hint diasporasından gelen çağrılar ve uluslararası baskılar nedeniyle aşı politikasındaki sert tavrını yumuşattı ve Hindistan’a yardım etmeyi kabul etti. Zira her ne kadar stratejik bir adım olarak yorumlanmasa da söz verdiği yardımlar ülkeye gecikmeli olarak ulaştı.

Başka bir örnek de Çin üzerinden verilebilir. Hindistan’ın Covid için tıbbi ekipmanlarının çoğunu Çin’den ithal etmesi Modi’nin “kendine yeten Hindistan” söylemi için ayrı bir çelişki konusudur. Ülkedeki oksimetrelerin %98’i Çin menşeilidir. Diğer yandan Hindistan-Çin sınır anlaşmazlığının yıldönümünü doldurmasına rağmen mesele hâlâ tam bir netliğe kavuşamamış, taraflar arası askeri diyalog süreci kesintiye uğramıştır. Yeni bir Covid krizinin ortasında, geçen seneyi hatırlatırcasına, Çin’in olası bir saldırısı konusunda gizli bir endişe hâkim olsa da Çin’den Hindistan’a aşı ve sağlık ekipmanları konusunda yardım teklifi geldi. Öte yandan, geri adım atılmasına rağmen Çin’in ikinci Covid dalgası konusunda Hindistan’la dalga geçtiği haberleri yayıldı. Dolayısıyla Hindistan için Çin ile ilişkileri şüphe ve bağımlılık ekseninde dönüp durmaktadır.

Sonuç olarak, yükselen bir ülke olan Hindistan’da ikinci dalganın, sayısı 7 milyonu bulan yeni bir işsizler ordusu yaratması, aşırı merkezileşme nedeniyle kötü yönetimin baş göstermesi, sağlık sistemindeki aksaklıkların ciddi boyutlara varması (dünyanın en büyük aşı üretici bir ülke olarak aşı kıtlığına girmesi gibi)  ve yoksulluğun artması bir ülkenin küresel arenadaki yerini elbette ki sorgulatacaktır. Yine de krizler aynı zamanda fırsatları da beraberinde getirir. Bu çerçevede Hindistan, acil bir öz değerlendirme yapıp, harekete geçmelidir.

Tek Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir