"Enter"a basıp içeriğe geçin

HİNDİSTAN’IN COVİD-19 SERÜVENİ: MADALYONUN İKİ YÜZÜ

Hindistan’ın Covid-19 serüveni ciddi anlamda 25 Mart gece yarısı sokağa çıkma yasağı ilan edilmesiyle başlamış ve başta 21 gün olarak planlanan bu süreç, 3 Mayıs’a kadar uzatılmıştı. Ülkenin bazı bölgelerindeki kısıtlamaların hafifletilmesine ilişkin her türlü kararın da 20 Nisan’dan sonra alınacağı duyurulmuştu.

Hindistan, dünyadaki en yüksek solunum yolu hastalıkları yaşayan ülkelerden biridir ve dünyanın en fazla tüberküloz vakasına sahiptir. Bu tür yaygın akciğer hastalıkları, koronavirüs ile ilişkili riskleri artırma potansiyeli yüksektir. Dolayısıyla ülke çapında vaka sayılarının az olması, sanılanın aksine, Hindistan’ın hali hazırda virüse karşı bir bağışıklık geliştirmiş olmasından değil, görece olarak Hint hükümetinin attığı adımların başarısındaydı. Zira Hindistan hükümeti koronavirüs pandemisine karşı koymada attığı adımlarda olabildiğince erken davranmıştır. Öte yandan Hindistan, iyisi ve kötüsüyle farklı ve ilginç bir Covid-19 deneyimi yaşamıştır. Hindistan’ın bu tecrübesi ise adeta madalyonun iki farklı yüzünü yansıtmaktadır:

MADALYONUN KARANLIK YÜZÜ

  • Hindu-Müslim Ayrımcılığı mı?

Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart’ta pandemi ilan etmesine karşın Hindistan koronavirüsün acil bir durum olmadığını ve insanların paniğe ihtiyacı olmadığını söylemişti, ta ki 13-15 Mart tarihlerinde Tebliğ Cemaat’in düzenlediği etkinliğin virüsün yayılması için en tehlikeli etken olduğu ortaya çıkana kadar. 21 Mart’ta Nizamuddin Markaz’da aralarında Bangladeş, Endonezya, Malezya, Tayland ve Kırgızistan uyrukluların da bulunduğu binlerce kişinin olduğu tespit edilmişti. Cemaat toplantısına katılan yüzlerce yabancı da kara listeye alınmış, 21 Mart’ta ise İçişleri Bakanlığı hepsinin tespit edilmesi için eyalet yöneticilerine talimat vermişti. Hindistan’da vaka sayısının görüldüğü merkezler vardı. Örneğin, Delhi’ye virüsün yayıldığı yer Nizamuddin’di ve burası Tebliğ Cemaati’nin merkezidir. Keşmir’deki hastaların %80’i ve Telangana’daki hastaların da %50’sinin Nizamuddin’deki olayla bağlantısı olduğu açıklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, 1 Ocak’tan bu yana 2.100 yabancı Tebliğ’in faaliyetleri için Hindistan’ı ziyaret etmişti. Tüm bunlar Hindistan’da virüsün yayılacağına dair korkuya neden olmuştu.

Küresel bir ortodoks ve reformist Müslüman örgütü olarak tanımlanan Tebliğ Cemaati, Hindistan’da Covid-19’un patlak vermesi nedeniyle henüz seyahat kısıtlamalarının olmadığı dönemde, Şubat 2020’de, Malezya’da bir toplantı düzenlemişti. 3 Mart’ta New York Times ise bu toplantının “Güneydoğu Asya’daki en büyük virüsü yayıcı olay” haline geldiğini belirtmişti. Bunun yanında cemaat liderinin “Evet, bir virüs var. Ama 70.000 melek benimle beraber ve eğer beni kurtaramazlarsa, kim kurtaracak? Bu tür toplantıların zamanı geldi. (…) Bu, Müslümanlar arasındaki dostluğu sona erdirmek, onları birbirinden uzaklaştırmak için bir plan” tarzındaki sözleri, cemaate bağlı hastaların sağlık görevlilerine saygı göstermemesi ve cemaat üyelerinin alınan önlemlere uymaması da Tebliğ Cemaati’ne yönelen kızgınlığı yükseltmiştir. Cemaat lideri söylem değiştirerek evinde izole olduğunu belirtse de Delhi polisi, Hindistan yasaları gereği kendisine ve diğer cemaat üyelerine dava açmıştır. Tebliğ Cemaati şefi Maulana Saad Kandhalvi “kasıtlı cinayetle” suçlanmıştır. Esasen olayın gelişim süreci değerlendirildiğinde Hint polisinin de durumu kontrol etme konusunda oldukça geç kaldığı görülmektedir. Fakat yaşanan tüm bu gelişmeler ülkedeki İslamofobinin yükselmesine yol açmıştır. Zaten aşırı sağcılar tarafından devletin yasalarına uymayarak kendi hukuk kurallarına tabi oldukları için eleştirilen Müslüman kesim hedef gösterilmiş ve ülkedeki Hindu-Müslim ayrılığı daha da körüklenmiştir. Virüs Müslümanlar tarafından yayılmış gibi yansıtılmış ve Hindutva koronavirüs ile İslam’ı birleştirmeye çalışmıştır. Yine aşırı sağcılar tarafından Covid-19 “cihat planı” olarak lanse edilmiştir.

Peki, Tebliğ olayının bu kadar büyümesinin arkasındaki neden neydi? Bu soruyu cevaplayabilmek için ilk önce cemaati biraz daha iyi tanımak gerekmektedir. Tebliğ Cemaati, Avrupa ve Kuzey Amerika dahil dünya genelinde 80 milyondan fazla üyeye sahip olan Sünni İslam’ın Deobandi şubesidir. 1927 yılında Maulana Muhammad Ilyas Kandhlawi (Mevlana Muhammed İlyas Kandehlevi) tarafından kurulan cemaat, modern dünyayı reddeder ve takipçilerini Hz. Muhammed’in (s.a.v) sünnetini yaymaya ve yeryüzünde İslamî düzeni kurmaya çalışmaya teşvik eder. Bu açılardan bakıldığında ortodoks bir yapı çizen cemaatin, 11 Eylül 2001 olayları nedeniyle FBI incelemesi sonrası El-Kaide ile ilişkisi olduğu da açıklanmıştır. Batı basınında oldukça iyi tanınan ve olumsuz bir imaja sahip olan Tebliğ Cemaati benimsediği İslamî dirilişçilik ideolojisiyle terörist grupları etkileme endişesine neden olmaktadır. Cemaatin yapısı ve söylemleri değerlendirildiğinde, Tebliğ olayının Hindistan’da sadece Hindutva tarafından Müslümanlara karşı kullanılan bir silah olmadığı ortaya çıkmaktadır. Zira Hindistan’ın tarihsel hafızası göz önüne alındığında ve bağımsızlık sonrası Pakistan bazlı yaşadığı terör olayları değerlendirildiğinde ülkenin böyle bir refleks vermesine neden olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki sorun, Tebliğ olayının ülkenin tüm Müslümanlarını olumsuz şekilde etkiliyor olmasıdır.

Söz konusu olayın ülkedeki Müslümanları nasıl etkilediğine dair örnekler medyaya fazlasıyla yansımıştır. Gujarat eyaletinin Ahmedabad şehrinde bir devlet hastanesinin korona koğuşlarını inanca göre ayırdığı haberleri bu örneklerden biridir. Zaten Ahmedabad şehrinin kendine has yapısı nedeniyle böyle bir olayın yaşanması sürpriz olmamıştır. Yine basında çıkan haberlere göre Ahmedabad’daki yaklaşık 500 koronavirüs vakasının yarısından fazlası Müslüman çoğunluklu mahallelerden gelmekteydi. Yine cemaat olayına bağlı olarak Prayagraj’da gençler arasında çıkan tartışma nedeniyle de bir genç hayatını kaybetmiştir. Sokaklardaki Müslüman satıcılara karşı olumsuz davranışların videoları da medyaya yansımıştı. Dolayısıyla, Hindistan’ın Covid-19 ile mücadelesi sürecinde Hindu-Müslüman ayrımcılığının körüklenmesi bu sürecin en karanlık yanlarından biri olarak öne çıkmıştır.

  • Covid-19 Mücadelesinde Hint Ekonomisinin Çıkmazları

Hint hükümeti Covid-19’a karşı olabildiğinde erken adımlar atmaya çalışmıştır. Öncelikle koronavirüs ile mücadele kapsamında 24 milyar dolarlık bütçe ayrılmıştır. 204 milyon kadına para transferi sağlanması ve 80 milyon ev sahibine gelecek aylarda ücretsiz pişirme gazından faydalanma imkânı sağlanacağı duyurulmuştur. Hindistan’ın aldığı bu tedbirler Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da övülmüştür. DSÖ bunların verilmesi gereken yardımlar olduğunu, günlük olarak çalışan ve ücret alan işçiler için bu sürecin oldukça zor olduğunu dile getirmiş ve birçok gelişen ülkenin gerçek anlamda kendi toplumuna bu süreçte yardım edemediğini ifade etmiştir. Ayrıca Hindistan’daki ulusal izolasyon uygulamasını erken, ileri görüşlü ve cesur bir karar olarak lanse etmiştir. Bunun yanında Hindistan’a önemli kurumlardan ek yardımlar da sunulmuştur. Sundar Pichai (Google’ın CEO’su) Hindistan’a Rs 5 crore, Tata Trusts ve Tata grubu 1.500 Rs bağışlamıştır ki bu, herhangi bir şirket tarafından sağlanan açık ara en yüksek yardım olmuştur. TikTok ise Hindistan’daki medya ekipmanlarına Rs 100 crore katkıda bulunmuştur. Tedarik kapsamında sağlık personelini korumak için 400.000 tehlikeli madde tıbbi koruyucu elbise ve 200.000 maske de bulunmaktadır. Ancak tüm bu süslü tablonun karanlık tarafları da vardı.

Hindistan, 24 Mart akşam saat 8’de gece yarısı itibariyle sokağa çıkma yasağı uygulanacağını ilan etmişti. Yani sokağa çıkma yasağının ilanı sadece 4 saat önceden bildirilmişti. Dolayısıyla insanların bu süreçte nasıl alışveriş yapmaları ve hatta nasıl hayatta kalmaları gerektiği konusunda etkili bir iletişim sağlanamamıştı. Temel eşyaların tedarik zincirleri ciddi şekilde bozulmuş ve birçok yerde yiyecek ve ilaç satan marketler bile kapatılmıştı. Bu nedenle oldukça ani bir şekilde başlatılan ve 1,4 milyar nüfuslu bir ülke için oldukça ciddi bir uygulamaya tüm Hint halkı hazırlıksız yakalanmıştı. Bu durum ise izolasyon süreci içinde oluşması zaten muhtemel olan sorunları ayyuka çıkarmıştır.

Bu sorunlardan en önemlisi işçi göçmenlerin durumuydu. Yaklaşık 600.000 göçmen işçi, izolasyondan beri Maharashtra’nın çeşitli kamplarında kalmıştı. 24 Mart itibariyle de bunların çoğu işsiz kalmıştır. Göçmen işçi konusu Hindistan’da oldukça kritik ve önemli bir noktadadır. Zira ülkede, insanların yaklaşık %30’u iş bulmak için şehre gitmektedir ve bu gayri resmi bir sektördür. Ayrıca bu sektör ülke ekonomisinin %90’nına tekabül etmektedir. Ani şekilde alınan sokağa çıkma yasağı nedeniyle akşamdan sabaha fabrikalar, inşaat şantiyeleri kapatılmış ve bu işçiler kilometrelerce yürüyerek evlerine dönmek zorunda kalmıştır. Bunun yanında yasak nedeniyle evlerine dönmeye çalışan göçmenlere karşı polisin tavrı da olumsuzdu. Tüm bunların yanında göçmen işçiler politik bir çekişmenin kurbanı olmaktan da kurtulamamışlardı. 

Bu durum gecekondu mahallerini daha da kötü etkilemiştir. Özellikle 2m2’lik evlerde yaşayan ailelerin sosyal mesafeyi sağlayamaması, yetersiz su, tuvaletlerin durumu vb. konular onlar için izolasyon sürecini daha da zorlaştırmıştır. İnsanlar yiyecek bulmak için dışarı çıkmak zorundaydı ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle bu durum zorlaşmıştı. Hükümetin koronavirüs ile mücadele için ayırdığı 24 milyar dolarlık bütçe ise GSYİH’nin %1’ine denk gelmekteydi ve gerekli hesaplamalar yapıldığında bu bütçenin neredeyse hiçbir katkısı olmadığı görülmektedir.

Diğer yandan, Asya’nın üçüncü büyük ekonomisindeki durgun sanayi faaliyetleri nedeniyle rafine petrol fiyatları düşmüş, kırsal kesimin sütçüleri sütünü satamadığı için kanallara dökmüş, Dussehri’nin ünlü mangoları satıcıların elinde kalmıştır. Bu listeye daha birçok madde eklenebilir. IMF’ye göre ise dünyadaki tüm ekonomik faaliyetleri neredeyse durduran şiddetli koronavirüs pandemisi Hindistan’ı 1991 liberalizasyonundan bu yana en kötü büyüme performansına sürükleyecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir