"Enter"a basıp içeriğe geçin

HİNDİSTAN’IN COVİD-19 SERÜVENİ: MADALYONUN İKİ YÜZÜ-2

MADALYONUN AYDINLIK YÜZÜ

  • Modi, Medya ve Hint Karakterinin Tezahürü

Başbakan Narendra Modi bu süreçte oldukça etkindi. Modi ulusa hitaben yaptığı konuşmalarla Hindistan halkının moralini yükseltmeye çalışırken, Hint halkı adına kolektif gücün gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Modi, sosyal medyayı etkin kullanan bir lider olarak kendi hesaplarından halkın koronavirüse karşı alabileceği önlemlerden bahsetti. Yaşlılara dikkat edilmesi, izolasyona uyarak sosyal mesafeyi korumaları ve ev yapımı maskelerin kullanılması, Ayush Bakanlığı’nın yayınladığı kılavuza uyularak bağışıklığın güçlendirilmesi, Aarogya Setu (vatandaşların virüs bulaşma risklerini tespit etmelerine yarayan uygulama) uygulamasını indirmelerini, fakirlere yardım edip onlara yiyecek sağlanması, işçilerin işten çıkarılmaması ve sağlık personellerine saygı gösterilmesi gibi önlemler bu tavsiyeler arasındaydı. Covid-19’a karşı mücadelede en önemli önlem olan sosyal mesafenin sağlanmasıydı ve bunun için halka büyük görev düşmekte ve gerekli disiplinin sağlanması gerekmekteydi. Modi ise yine sosyal mesafenin sağlanması için Lakshmana Rekha kutsal hikayesini hatırlattı. Ruh ve beden sağılığı için yoga yaparak halka bunu da tavsiye etti. Bununla birlikte, halkın moral toplaması amacıyla Modi’nin umut verici cümleleriyle başlayan ve Bollywood’un bazı önemli isimlerinin eşlik ettiği, Muskurayega India (Gülümseyeceğiz Hindistan) adlı bir şarkı da yayınlandı.

Diğer yandan Covid-19 ile mücadelede Modi’nin toplum üzerindeki etkisi de oldukça belirgindi. Özellikle yeni tip koronavirüs salgını mücadelesinde teşvik ettiği iki kolektif gösteri bu etkinin boyutunu göstermiş oldu. İlk etkinlikte insanlardan yeni koronavirüsle mücadelede sağlık personelini kutlamak için akşam saat 5’te balkonlarda, alkışlarla ya da mutfak aletleriyle ses çıkarma suretiyle durmalarını istemişti. “130 crore Hint’in büyük gücünü yükselt” ve “herkesin koronavirüs izolasyonu sırasında kimsenin yalnız olmadığını hissetmesini sağlayın” mesajlarıyla etkinliğin duyurusunu yapmıştı. İkinci toplu gösteri ise Modi’nin “koronavirüs krizinin yaydığı karanlığa meydan okuma” çağrısı üzerine 5 Nisan günü akşam 9’da Hindistan için 9 dakika sloganıyla (Twitter’da büyük trend olmuştu) lambaların söndürülüp, mum ve kandillerin (diya) yakılmasıyla tıpkı bir Diwali kutlaması edasıyla gerçekleştirildi. Etkinlik dini sloganlarla ve “Bharat Mata ki Jai” tezahüratlarıyla, yaklaşık yarım saat süre boyunca büyük bir coşku ile kutlandı. Başbakan Modi ise etkinliğin başlamasından yarım saat sonra, Delhi’deki resmi konutunda bir lamba yaktığını gösteren bir fotoğrafını tweetledi. Mavi kurta giyen Başbakan, şu kısa Sanskrit şiiri yayınladı. Şiirin kabaca bir tercümesini yaparsak; Hayır, sağlık ve refah getiren (ve) kötü duyguları yok eden lambanın ışığına selamlar; Lambanın ışığına selamlar. 

Modi’nin sosyal medyadaki etkinliği ve halkla olan yakın iletişiminin yanı sıra, ulusal sokağa çıkma yasağı sürecindeki en önemli olgulardan biri, halkın evlerine kapandığı dönemde en yaygın kitle iletişim aracı olan TV’nin oynadığı roldü. Sokağa çıkma yasağının ilk duyurulmasından bu yana TV izleme modellerine göz atıldığında Ramayana dizisinin fazlasıyla öne çıktığı görülmektedir. DD National kanalı seksenlerin mitolojik dizileri olan Ramayana (1987-88)ve Mahabharat’ı (1988-90) yeniden yayınlanma kararı verdi. Bunların yanında, yine aynı kanalda Shaktimaan, Shriman Shrimati, Chanakya, Dekh Bhai Dekh, Buniyaad,Circus ve Byomkesh Bakshi yayınlanırken, Alif Laila ve Upanishad Ganga dizileri ise DD National’ın kardeş kanalı DD Bharati’de yayınlandı. Ramayan, DD National’de her gün sabah 9 ve akşam 9’da iki kez yayınlandı. Mahabharat ise günde iki kez DD Bharati’de 12:00 ve 19:00 yeni bölümlerle gösterildi. Diğerleri de gün içindeki diğer saatlere bölüştürüldü. Ulusal sokağa çıkma yasağının başarılı olmasında bu dizilerin etkisi oldukça büyüktü. Zira Ramayana dizisinin reyting rekorları kırması da bu durumu doğrulmaktadır.

Başbakanın dini törenleri andıran etkinlik teşvikleri ve dini dizilerin yeniden yayına girmesinin yanında haber kanalları dini figürleri de lanse etmeyi es geçmemiştir. Örneğin Bihar-Bodhgaya’daki keşişlerin Covid-19 ile mücadelede milletin azmini güçlendirmek için dualar ettiği haberi bunlardan biriydi.  Bir diğer örnek ise All India Hindu Mahasabha (Tüm Hindistan Hindu Büyük Meclisi) üyelerinin bir gaumutra (inek idrar) partisine katılıp, inek idrarı içtiği haberleridir. Hindu Mahasabha üyelerine göre kutsal ineğin idrarı koronavirüs hastalığını önlemeye yardımcı olmaktaydı. Hindu ineğin kutsal olduğunu düşündükleri ve tıbbi özelliklere sahip olduğuna inandıkları için koronavirüse karşı kendilerini koruduğuna inanıyorlardı. Üyelerden bazıları uzun yıllardır inek idrarı tükettiklerini ve İngiliz tıbbına hiç ihtiyaç duymadıklarını belirtmiştir. Bununla birlikte Covid-19’un “vejetaryen olmayan yiyecekleri yiyenleri cezalandırmaya gelen bir avatar” olduğunu düşündüklerine dair açıklamalar da bulunmaktadır.  

Tüm bunlar farklı kültürler için oldukça ilginç haberler olarak değerlendirilebilir. Ancak mevcut durum daha geniş bir çerçeveden değerlendirildiğinde, gerek sokağa çıkma yasağının verimli geçmesi için gerekse virüse karşı mücadelede dini öğelerin sıklıkla kullanılmasının bir tesadüf olmadığı görülmektedir. Zira bir olay, olgu ya da kriz karşısında milletlerin verdiği tepkiler onların karakterini ortaya koyar. Hindistan’ın verdiği tepkiler ise onun doğasını, görebilenler için, en net şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla gerek Modi’nin gerekse medyanın bu süreç boyunca kullandığı bu minvaldeki dini söylemler Hindutva konjonktürünün oldukça dışındadır, en azından bu gözle de değerlendirilmek zorundadır.

  • Hindistan Bu Süreçte Dış Politikayı Nasıl Yönetti?

Küresel pandemi ile mücadele ülkeleri sadece kendi içine yöneltmemiş, devletlerin birbirine olan bağımlılığını ve işbirliği zorunluluğunu tekrar vurgulamıştır. Bu açıdan Covid-19 ile mücadele sürecinde Hindistan’ın dış politikası da oldukça yoğundu. Öncelikle Covid-19’a bağlı olarak ABD-Hindistan ilişkileri ufak bir sınavdan geçti denilebilir. Covid-19’dan oldukça ağır bir şekilde etkilenen ABD için acil bir çözüm gerekmekteydi. Trump ise ABD’nin koronavirüsün etkin noktası olarak ortaya çıkmasından bu yana Covid-19 hastalarının tedavisinde hidroksiklorokin kullanımı üzerinde oldukça baskı yapmıştı. Trump, bilim adamları ve uzmanların uyarılarına rağmen sıtma önleyici ilaçlar olan hidroksiklorokin ve klorokini ihtiyaç duyulan çözüm olarak defalarca lanse etmişti. Sıtma vakalarının görülmediği ABD gibi gelişmiş ülkelerde ilaç üretilmediğinden, Covid-19 ile mücadelede ‘oyun değiştirici’ olarak lanse edilen hidroksiklorokin ilacının temini için ABD gözünü Hindistan’a dikmişti. Zira Hindistan, söz konusu ilacın dünya arzının %70’ini karşılamaktadır. Hindistan ise bu ilacı Covid-19 nedeniyle 25 Mart’ta ihracatı yasaklanan ilaç listesine almıştı. Bunun üzerine ilaç üzerindeki ambargonun kaldırılmasını isteyen Başkan Trump ve Başbakan Modi telefonda görüşmüş ve Trump, Hindistan’ın ilaç stoklarını ihracata açmaması halinde ABD’nin “misilleme” yapabileceğini ifade etmişti. Bu sözlerin ardından Hint yetkilileri, yerel gereklilikleri ve mevcut siparişleri karşıladıktan sonra stok mevcudiyetine bağlı olarak hidroksiklorokin ve parasetamol ihracatına izin verileceğine dair açıklamalarda bulunmuştu. Bunun yanında gerektiğinde komşu ülkelere ve virüs nedeniyle durumu kötüleşen ülkelere de ilaç konusunda gerekli desteğin sağlanacağı duyurulmuştu. Bu doğrultuda Trump, Covid-19 hastalarının potansiyel tedavisi için 29 milyondan fazla hidroksiklorokin satın almıştı. Trump, PM Modi’ye hidroksiklorokin kararı için teşekkür etmiş, bunun unutulmayacağını söylemişti. Ayrıca başka bir dünya liderini takip etmeyen Beyaz Saray’ın Twitter hesabının Başbakan Narendra Modi, PMO Hindistan ve Cumhurbaşkanı’nın hesabını takibe alması, Hindistan tarafından yumuşak bir diplomatik zafer olarak yorumlanmıştır.

Hindistan’ın bu süreçte dış politikasını meşgul eden diğer bir önemli ülke ise Çin’di. Çin, Wuhan’da ilk ortaya çıktığında Covid-19 hakkında bilgi vermediği için ABD tarafından eleştirilmiş, hatta Covid-19 Trump tarafından “Çin virüsü” olarak nitelendirilmişti. Ancak Hindistan suçlama oyunundan kaçınmış ve küresel sağlık krizini engelleme çabalarına devam etmişti. Ayrıca Çin ve Hindistan, Covid-19 ile mücadele dönemine denk gelen 1 Nisan günü ikili ilişkilerinin 70. yılını kutlamıştı. Çin elçisi Sun Weidong, iki ülke arasındaki güveni derinleştirmek için bir video yayınlamış ve ikili ilişkilerin geçmişine vurgu yaparak gelecekte neler yapılabileceği konusu üzerine konuşma yapmıştı. Biraz daha geriye gidersek, 27-28 Nisan 2018’de Wuhan’da Çin-Hint sınırının Doklam bölümündeki gerginliğin azaltılmasının yolunu açan “gayri resmi” Narendra Modi-Xi Jinping Zirvesi gerçekleşmişti ve bu özel zirvenin tüm odağı ise Doklam’daki Çin askeri müdahalesini takip eden gerilimleri sona erdirmekti. İki liderin kişisel bir ilişki geliştirdiği toplantıdan, Hindistan ve Çin’in 1993 ve 2005 yıllarında imzaladığı sınır anlaşmaları şartlarına bağlı kalınarak sınırları boyunca barış ve sükuneti korurken ikili ilişkileri geliştirebildiklerini belirten net bir mesaj çıkmıştı.

Bununla birlikte, daha sonra gelişen olaylar çerçevesince Hindistan-Çin arasında, uluslararası forumlarda ve özellikle BM’de Jammu ve Keşmir hakkında açıkça Hindistan karşıtı görüşler ve bu konuda Pakistan’a sarsılmaz desteği konusunda ciddi farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıkların arkasında ise Hindistan’ın 5 Ağustos 2019’da Keşmir’e sağladığı anayasal özerkliğin kaldırılması ve buna bağlı olarak Çin’in Pakistan ile olan sıkı ilişkisi bulunmaktaydı. Öte yandan, Çin ile geliştirilen ilişkilere rağmen böyle bir adımın atılmasının ardında, Hindistan parlamentosunda Aksai Chin’in ülkenin bir parçası olduğuna dair yapılan göndermelerin (İçişleri Bakanı Amit Shah, Keşmir’in anayasal statüsünün kaldırılmasından bir gün sonra Lok Sabha’da Pakistan idaresindeki Keşmir ve Aksai Chin’in de Keşmir’in bir parçası olduğunu ve Keşmir için ölmeye hazır olduğunu dile getirmişti) olduğunu savunan bir kesim de mevcuttur. Bu kesime göre Çin, Pakistan’ın Keşmir sorununu uluslararası forumlarda, özellikle BM’de, uluslararasılaştırma çabalarını destekleyerek sert hamlelerde bulunmuştu. Tekrar bugüne gelirsek, Hindistan ve Çin ikilisinin inişli çıkışlı ilişkilerinde bir de Covid-19 nedeniyle değişen konjonktür farklı bir sorunu doğurmuştu. Çin, Hindistan’ın yeni Doğrudan Yabancı Yatırım(DYY)politikasını DTÖ’nün serbest ticaret ilkesini ihlal ettiği için ayrımcı olarak nitelendirmiştir. Zira Hint hükümeti, DYY politikasını revize ederek Hindistan ile kara sınırı paylaşan ülkelerden gelen yabancı şirketlerin ülkeye yatırım yapmasını zorlaştırmıştır.

Hindistan ve Çin arasındaki yeni ekonomik krizin asıl nedenine odaklanırsak, öncelikle Covid-19 nedeniyle Çin’in yaşadığı prestij kaybı ülkedeki birçok yabancı şirketi yeni üretim merkezi olarak Hindistan’a yönlendirmekteydi. Çin’deki 1.000 yabancı firma Hindistan’da üretimi düşünmekteydi, bunlardan 300’ü ise ‘Çin’den Çıkış’ nidaları yükseldikçe aktif olarak plan yapmaya başlamıştı. Hindistan’ı alternatif bir üretim merkezi olarak gören bu şirketler tekliflerini merkezi hükümet departmanları, yurtdışındaki Hindistan elçilikleri ve devlet sanayi departmanları da dahil olmak üzere hükümetin çeşitli seviyelerinde ele almaktadır. İşte tam da bu gelişmeler doğrultusunda Hindistan, DYY politikasında yaptığı değişiklik sonrası Çinli şirketlerin yatırım yapmasının önünü tıkamıştır. Zira Hint şirketleri ve RSS örgütüne bağlı Swadeshi Jagaran Manch (1991 yılında politik ve kültürel bir organizasyon olarak kurulan kurum, RSS’in ekonomik konularıyla ilgilenen kanadıdır) Çinli şirketlerin Hindistan topraklarında yatırım yapmasına karşı çıkmaktadır. Bu durum ise, yukarıda belirtildiği gibi, Çin tarafından sert şekilde eleştirilmiş ve ikili arasında yeni bir gerginliğe sebep olmuştur. Bu gerginlikler bir yana diğer tüm ülkeler gibi ekonomik bir dar boğazdan geçen Hindistan ise bu durumu kendi lehine çevirmek istemekte ve Hint hükümeti Hindistan’ı bir üretim merkezi olarak lanse etmeye çalışmaktadır.

Hindistan büyük güçlerle olan diyaloglarının yanı sıra, komşularıyla ilişkilerine fazlasıyla önem vererek, bu zorlu süreçte dış politikada önceliklerinin altını yeniden çizmiş oldu. Hindistan lideri Modi, SAARC ülke liderlerine çağrıda bulunarak Covid-19 ile mücadele kapsamında online olarak zirve düzenlenmesini önermişti. Modi’nin bu önerisi sürprizle karşılanmıştı, çünkü SAARC 2014’ten beri hiçbir zirve toplantısı yapmamıştı. Yine o zamandan beri Hindistan-Pakistan arasında yaşanan gerginlikler ve Başbakan Modi’nin 2016’da İslamabad’daki SAARC zirvesine katılmama kararı nedeniyle (bu yılki görüşmelere de Pakistan Başbakanı Imran Khan katılmamış, yerine özel sağlık danışmanını göndermiştir) görüşmeler rafa kaldırılmıştı. Bu anlamda Hint hükümeti başta SAARC ülkeleri olmak üzere hem bölgesel hem de küresel olarak, özellikle G20’de, dış politikayı ustalıkla yönetmeyi başarmıştır. Ancak koronavirüs mücadelesi Hindistan’ın, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi, güçlü ve zayıf yanlarını ortaya çıkarmıştır. Yoksulluk ve dini gerilimler artmış; fakirlik, göçmen işçiler, Müslüman sorunları, sağlık sistemindeki sorunlar daha da görünür hale gelmiştir. Sonuç olarak Hindistan bu zorlu süreci fırsata çevirerek, kendi eksikliklerini içtenlikle kabul edip bu yaraları sarmaya odaklanmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir